türk feminist teologlar
Blog,  Felsefe

Türk Feminist Teologlar: Ataerkilliğe İsyan!

Türk Feminist Teologlar…

Dinin, tarihin en eski meselelerinden biri olduğu bir gerçek. Ancak dini kim yorumluyor? Kim kurallar koyuyor? Kimin sözü muteber sayılıyor? Din yüzyıllardır erkeklerin tekelinde açıklanıyor. Ama şimdi, o eski kalıplar kırılmaya başlıyor. Ve işte tam da burada, feminist teolojinin cesur kadınları devreye giriyor: Konca Kuriş, Hidayet Şefkatli Tuksal, Havva Engin, Zeynep Direk ve Hülya Şimga, bu alanda farklı cephelerden çıkan ama ortak bir noktada buluşan isimler…

Konca Kuriş: Sorgulayan Kadın

Konca Kuriş, Mersinli bir kadın. Genç yaşlarda tarikatlarla tanışmış, ama zamanla öğrendiklerini sorgulamaya başlamış biri. “Allah’a ulaşmak için tarikatlara ihtiyacım yok” diyen, Kur’an’ı merkeze koyan, kadınların dinde daha fazla söz sahibi olmasını savunan bir kadın. Ancak onun en büyük çıkışı, İslam’da kadının rolüne dair getirdiği radikal sorgulamalardı. Kuriş’e göre, kadınlar sadece eş ve anne olmaktan ibaret değildi. Din, kadınları kısıtlayan bir sistem değil, onların da eşit şekilde içinde var olabileceği bir inanç sistemiydi. Başörtüsünün zorunlu olmadığına inanıyor, çok eşliliğe ve kadınların ikinci plana itilmesine karşı çıkıyordu. Onun bu görüşleri, onu önce çevresinde dışlanmasına, ardından da tehditler almasına sebep oldu.

1998’de kaçırıldı, 555 gün boyunca kayıptı ve 2000’de cesedi bulundu. Ancak fikirleri hala yaşıyor. Kuriş, dinin kadınları nasıl bir denetim aracı olarak kullandığını göstermek istedi. Ona göre, kadınlar da dini yorumlayabilir, kadınlar da kendi inanç pratiklerini belirleyebilir. O, kadınların susturulmasına karşı çıkan bir ses oldu ve bu yüzden hedef alındı.

Hidayet Şefkatli Tuksal: Dinin Erkek Egemen Yorumuna Meydan Okuyan Akademisyen

Hidayet Şefkatli Tuksal, ilahiyat alanında akademik bir birikime sahip. Kadınların dini sadece erkeklerin yorumlarından öğrenmek zorunda olmadığını söylüyor. Başörtüsü tartışmalarından kadınların camideki yerine kadar pek çok meseleyi ele aldı. “Kadınlar Allah’ın değil, erkeklerin kuludur” algısına sert bir itirazı var. O, dini kendi gözleriyle okumak isteyen kadınlara cesaret veriyor.

Tuksal, “Müslüman feminist” kimliğiyle öne çıkıyor. Dini metinlerin yorumlanış biçiminin erkek egemen bir sistem tarafından şekillendirildiğini savunuyor. İlahiyat alanında yaptığı çalışmalar, kadınların İslam içindeki konumunun değişebilir olduğunu gösteriyor. Onun için en büyük meselelerden biri, kadınların camilerdeki yeri. Ona göre, kadınların camide erkeklerden ayrı tutulması ve geri plana itilmesi, tamamen kültürel bir yorumun sonucudur. İslam’ın özünde böyle bir ayrımın olmadığını, bunun sonradan yaratıldığını savunuyor.

Havva Engin: Avrupa’dan Gelen Eleştiriler

Havva Engin, daha çok Avrupa’da akademik çalışmalar yürüten bir isim. Dini metinlerin yorumlanma biçimlerine odaklanıyor. “Kadınlar neden hep ikinci planda?” sorusunu şiddetle soran bir akademisyen. Ona göre, Kur’an kadınlarla ilgili bunca sert söz söylemiyor; asıl mesele, onu yorumlayan zihinlerde.

Engin’in özellikle üzerinde durduğu konu, modern toplumda Müslüman kadının yeri. Avrupa’da yaşayan Müslüman kadınlar, hem Batı’nın önyargılarıyla hem de kendi toplumlarının ataerkil baskılarıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Onun akademik çalışmaları, bu iki baskı arasında sıkışmış kadınların hikayelerini anlatıyor.

Zeynep Direk: Felsefenin Işığında Feminist Teoloji

Zeynep Direk, daha felsefi bir perspektiften yaklaşan bir isim. Din ve toplumsal cinsiyet ilişkisini sorguluyor. Erkek egemen din yorumlarının, toplumsal yapılarla nasıl iç içe geçtiğini, kadınları nasıl sessizleştirdiğini gözler önüne seriyor. Ona göre mesele sadece dinle ilgili değil; mesele, güç ve iktidar.

Direk’in çalışmaları, feminist felsefe ile din arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik. Ona göre, kadınlar sadece dini değil, tüm otorite biçimlerini sorgulamalıdır. Kadınların bilgiye erişimi engellendiğinde, sadece dinde değil, tüm toplumsal alanlarda geriye itilmiş olurlar.

Hülya Şimga: Kadınlar ve Dinin Yeniden Okunması

Hülya Şimga da felsefeci kimliğiyle, kadınların dini nasıl yorumlaması gerektiğini sorgulayanlardan. “Neden kadınlar hep uysal ve fedakar olmaya zorlanıyor?” sorusunun peşinden gidiyor. Din ile toplumsal roller arasındaki bağları eleştiriyor. Ona göre, dinin kadınlara biçtiği roller aslında toplumsal kodlarla şekillenmiş. Yani, dinde “kadının yeri” dediğimiz şey, aslında toplumun kadına biçtiği rol. Şimga, dinin daha eşitlikçi bir biçimde yorumlanması gerektiğini ve bunun için kadınların seslerini yükseltmesi gerektiğini savunuyor.

Bu kadınların ortak noktaları ne mi? Hepsi sorguluyor, hepsi cesur, hepsi kadınların kendi seslerini bulması için savaşıyor. Dini, geleneksel ataerkil yorumlarla değil, kadınların deneyimleriyle yeniden okumaya çalışıyorlar. Ve bu yolda çok fazla baskı, tehdit ve eleştiri alıyorlar. Ama sustular mı? Hayır. Konca Kuriş susturulmak istendi ama fikirleri hala yaşıyor. Hidayet Şefkatli Tuksal, Havva Engin, Zeynep Direk ve Hülya Şimga hala yazıyor, konuşuyor, anlatıyor.

Bize düşen, sadece dinin erkekler tarafından şekillendirilmesine razı gelmemek. Kadınların da bu alanda söz sahibi olmasını desteklemek. Ve en önemlisi, sorgulamaktan korkmamak. Belki de en büyük devrim, kadınların kendi seslerini bulmasında gizlidir…